Opera tarihine adını altın harflerle yazdıran Maria Callas yalnızca sesiyle değil, tutkulu yaşamıyla da dilden dile aktarılan bir isim.
“La Divina” (İlahi) unvanıyla anılan sanatçının sahnede adeta büyüleyici bir varlık sergilediği biliniyor. Callas; perde arkasında ise aşkları, hayal kırıklıkları ve toplumun dayattığı sınırlarla mücadele eden bir kadın olarak karşımıza çıkıyor. Şimdi ise usta yönetmen Pablo Larraín’in “Maria” filmi, Callas’ın çalkantılı hayatını beyaz perdeye taşıyarak onu yeniden gündeme getiriyor!
Yunan asıllı Amerikalı sanatçı, zirveye giden yolda büyük zorluklarla karşılaşmış. Aşkları, skandalları ve sanatına olan sarsılmaz adanmışlığıyla bir efsaneye dönüşmüş. Ne dersiniz, birlikte Maria Callas’ın hayatına bir perde aralayalım mı?
Maria Callas’ın Hayatı
Asıl adı Anna Maria Cecilia Sofia Kalogeropoulos olan sanatçı, 2 Aralık 1923’te New York’ta Yunan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi, soyadlarını İngilizceye daha uygun hale getirmek için “Callas” olarak değiştirdi.
Küçük yaşlardan itibaren müziğe büyük bir ilgi duyan Callas, yedi yaşında piyano dersleri almaya başladı. O yaşlarında bile güçlü sesiyle dikkat çekiyordu ancak annesinin baskısıyla yeteneklerini şan alanında geliştirmeye yöneldi.
1937’de ailesinin ayrılmasıyla annesi ve ablasıyla birlikte Yunanistan’a taşınan Callas, Atina Konservatuvarı’nda eğitim aldı. Efsanevi İspanyol soprano Elvira de Hidalgo’nun öğrencisi olarak yetişen genç sanatçı, dramatik sahne yeteneği ve etkileyici sesiyle burada hızla öne çıktı.

1939 yılında konservatuvarın sahnelediği Cavalleria Rusticana operasında Santuzza rolüyle izleyicilerle buluştu ve performansıyla büyük beğeni topladı. 1941 yılında ise henüz bir genç kızken Atina Kraliyet Operası’nda sahne alarak profesyonel kariyerine adım attı.
Callas, operaya getirdiği yenilikçi yorumlar, sahnedeki tutkulu varlığı ve geniş repertuarı sayesinde kısa sürede dünya çapında tanınan bir sanatçı oldu. Ancak sahne başarısı kadar, özel hayatındaki çalkantılar da onun adını manşetlerden eksik etmedi.
Tüm olaylarıyla Maria Callas, opera tarihine silinmez bir iz bırakarak zamansız bir efsane haline geldi.
Maria Callas Hap Bilgi:
Tam Adı: Sophia Cecilia Anna Maria Kalogeropoulos
Doğum Tarihi: 2 Aralık 1923
Ölüm tarihi: 16 Eylül 1977
Doğum yeri: New York, New York
Eşi: Giovanni Meneghini (1949-1959)
Burcu: Yay

Callas’ın Altın Çağı: Operanın İlahi Divası
Maria Callas’ın sahneye adım attığı ilk günden itibaren opera dünyasında benzersiz bir iz bıraktığı su götürmez bir gerçek. Callas, 1941 yılında Atina Kraliyet Operası’nda Franz von Suppé’nin Boccaccio operasındaki küçük bir rolle profesyonel kariyerine başladı. Aynı yıl Giacomo Puccini’nin Tosca operasında Floria Tosca rolünü üstlenerek yeteneğini gözler önüne serdi.
II. Dünya Savaşı yıllarında rol bulmakta zorlanan genç sanatçı, savaşın ardından kariyerine yeni bir yön vermek için Amerika’ya döndü. Burada da iş bulma konusunda çeşitli zorluklarla karşılaştı. 1947’de İtalya’nın Verona kentinde La Gioconda operasındaki performansıyla asıl çıkışını yaptı.
Callas’ın güçlü sesi ve sahnedeki etkileyici varlığı, kısa sürede opera dünyasında büyük yankı uyandırdı. İtalya’da sahne aldığı yıllar boyunca, özellikle Norma operasındaki unutulmaz performansıyla bel canto repertuvarının en büyük yorumcularından biri olarak kabul edildi.
Donizetti, Rossini ve Bellini gibi bestecilerin eserlerine kattığı dramatik derinlik, onu rakipsiz bir sanatçı haline getirdi. Norma rolü ise opera tarihindeki en ikonik performanslardan biri olarak hafızalarda yer etmeyi başardı.

1954 yılında Chicago’da sahnelediği Norma ile Amerika’daki büyük çıkışını yapan Callas, bir yıl sonra Madama Butterfly operasında Cio-Cio-San rolüyle de büyük başarı elde etti. 1956’da New York Metropolitan Operası’nda sahne alarak doğduğu şehirde izleyici karşısına çıktı. Ancak 1958’de repertuvar konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle buradaki kariyeri sona ermek durumunda kaldı.
1960’lı yılların başında Callas’ın sesi giderek zayıflamaya başladı ve performans sayısı azaldı. Sahnelere veda ettiği 1965 yılına kadar birçok önemli operada başrol oynadı.
Londra’daki Covent Garden’da Tosca operasıyla gerçekleştirdiği son performansına, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in annesi Kraliçe Anne de katıldı. Maria Callas, operaya kattığı yenilikçi yaklaşımıyla “İlahi Diva” unvanını hak eden efsanevi bir sanatçı olarak tarihe geçti diyebiliriz.

Maria Callas’ın Çalkantılı Aşk Hayatı: Aristotle Onassis
Maria Callas, bilinenlere göre özel hayatında kaos ve kırıklıklar içinde yaşayan bir sanatçıydı. İlk evliliğindeki mutsuzluk onu, Yunan asıllı milyarder Aristotle Onassis ile büyük bir aşkın içine sürükledi. Ancak bu ilişki de sahnedeki ihtişamının aksine, Callas için trajedi ve hayal kırıklığı ile doluydu.
Maria Callas, 1949 yılında kendisinden 27 yaş büyük iş insanı Giovanni Battista Meneghini ile evlendi. Meneghini, Callas’ın kariyerini yönlendiren, ancak aynı zamanda onun maddi varlığını kontrol eden biri olarak tanınıyordu. Callas, zaman içinde kocasının sadakatsizliğini ve finansal manipülasyonlarını fark etti. Bu mutsuz evlilikten kurtulma arayışı, onu şöhretin ve servetin zirvesindeki bir adam olan Aristotle Onassis’e yaklaştırdı.
Maria Callas ve Aristotle Onassis, 1957 yılında tanıştıklarında aralarında hemen bir bağ oluştu. 1959’da Onassis, Callas’ı lüks yatı “Christina”da ağırlayarak romantik bir ilişkinin kapılarını araladı.
İlişkileri boyunca Callas, Onassis ile bir aile kurma hayalleri kurdu ancak bu hayal gerçeğe dönüşmedi. Callas, Onassis’ten iki kez hamile kaldı ancak her iki hamileliğini de kaybetti. Ücüncü hamileliğini ise Onassis’in baskısıyla sonlandırdığı iddia ediliyor.
Onassis’in Callas’ın ününden ve statüsünden etkilendiği, ancak ona gerçek anlamda bağlanmadığı öne sürülüyordu. Callas, büyük bir tutku duyduğu bu adamın duygusal ve fiziksel baskılarına maruz kaldı. Hatta Onassis’in Callas’ı birtakım ilaçlara alıştırdığı ve onun üzerinde manipülatif bir hakimiyet kurduğu da iddialar arasında yer alıyor.
Callas, Onassis ile yaşadığı tutkulu aşkın onu tümüyle tüketmesine rağmen, onunla bir ömür geçirme umudunu hiç kaybetmedi. Ta ki Onassis 1968’de ABD’nin eski başkanı John F. Kennedy’nin dul eşi Jacqueline Kennedy ile evlene kadar… Bu evlilik Callas’ı büyük bir yıkıma sürükledi. Onassis evlendikten sonra bile Callas’la görüşmeye devam etti ve onu büyük bir çelişkinin içinde bıraktı.

Maria Callas’ın Son Yılları ve Sessiz Veda
Onassis’in ihanetinden sonra Callas, yıllar içinde sağlığını ve sesini kaybetmeye başladı. Şöhreti ve sahneye olan bağımlılığı, onun en büyük gücü iken aynı zamanda en zayıf noktalarından biri haline gelmişti.
Maria Callas, 16 Eylül 1977’de Paris’teki evinde yalnızlık içinde hayata veda etti. Külleri ise vasiyeti üzerine Ege Denizi’ne serpildi.

Maria Filmi: Angelina Jolie ve Haluk Bilginer Bir Arada!
Pablo Larraín’in yönettiği ve Steven Knight’ın kaleme aldığı Maria, ünlü opera sanatçısı Maria Callas’ın hayatının son günlerine odaklanan etkileyici bir biyografik drama. Maria Callas’ı ünlü oyuncu Angelina Jolie canlandırıyor. Haluk Bilginer de Callas’ın hayatında önemli bir yere sahip olan Aristotle Onassis rolüyle izleyici karşısına çıkıyor.
Film, Callas’ın 1977’de Paris’te geçirdiği son yedi gününü ve geçmişine dair anılarını ele alıyor. Kariyerinin zirvesinden inzivaya çekilişine uzanan bu dramatik yolculuk, izleyiciyi sanatçının iç dünyasına davet ediyor.
Callas’ın sesi ve duygularıyla yüzleştiği sahnelerde, Jolie’nin yedi ay süren vokal eğitimi ile kazandığı performans dikkat çekiyor. Filmde gerçek Callas kayıtlarının yanı sıra Jolie’nin yeni vokalleri de kullanılıyor.
Haluk Bilginer’in yanı sıra, Pierfrancesco Favino, Alba Rohrwacher, Stephen Ashfield ve Valeria Golino gibi isimlerin yer aldığı yapım, Jackie (2016) ve Spencer (2021) filmlerinin ardından Larraín’in güçlü kadın figürlerine odaklandığı biyografik üçlemenin son halkası.
Maria Callas’ın hayatı ilginizi çektiyse 21 Şubat 2025 tarihi itibarıyla Türkiye’de vizyona giren “Maria” filmini mutlaka izlemenizi öneriyoruz!













