Distopyaların Fısıldadığı Gerçek: Ateş Hâlâ Yanıyor

0
Paylaş

Yıl 2013. Sinemada Açlık Oyunları’nın ikinci filmi Ateşi Yakalamak’ı izliyorum. Katniss, en iyi bildiği şeyi yapıyor – okunu fırlatıyor ve arena bir anda yok oluyor. Bu sahnenin ardından bir şeyleri değiştirebilmenin mümkün olduğunu ilk kez gerçekten hissediyorum. Oku fırlatan ben olmamama rağmen… Bugün ise o oku milyonlarca insan hep birlikte fırlatıyor.

Distopya okumanın da izlemenin de böyle bir etkisi var. Sadece karanlık bir gelecek tasviri sunmadan; aynı zamanda içinde yaşadığımız dünyaya farklı bir gözle bakmamızı sağlar. Düzenin nasıl inşa edildiğini ve nasıl yıkılabileceğini gösterir. Bazen açlıkla, bazen baskıyla, bazen de bir simülasyonun içinde sıkışıp kalmış hayatlarla… Ama her zaman ortak bir noktaları vardır: Uyanış.

Uyanış her zaman sessiz olmaz. Bazı uyanışların binlerce ayak sesi vardır.

Katniss’in oku, bir sistemin çöküşünü başlatmak için fırlatılıyor. Tıpkı 1984’te Winston’ın ‘’Özgürlük, iki kere iki dört eder diyebilmektir’’ dediği, Cesur Yeni Dünya’da insanların mutluluğun bedelini sorguladığı, Efsane serisinde June ve Day’in sisteme karşı verdiği mücadele gibi…

Distopyalar bize bir şeylerin yanlış olduğunu hatırlatıyor. Ama en önemlisi, onu değiştirme gücünün elimizde olduğunu fısıldıyor.

Distopyalar Neden Sadece Kurgu Değil?

Ateş olmayan yerden duman çıkmaz. Distopyalar neden yazıldı? Huxley, Bradburt ve Collins gibi yazarlar, yalnızca korkutucu bir gelecek tasarlamak için değil, mevcut düzenin nereye gittiğini ve sonsuza kadar bu düzenin gidemeyeceğini göstermek için distopyalarını kaleme aldılar.

Bu hikayeler ve senaryolar, baskıcı rejimlerin, sansürün, bireysel özgürlüğün nasıl tehdit altında olabileceğini anlatırken aynı zamanda bir uyanış çağrısı niteliğinde. Distopyalar neden hala bu kadar etkili? Çünkü ateş sönmedi.

distopya

‘’You can torture us and bomb us and burn our districts to the ground. But do you see that? Fire is catching… And if we burn… you burn with us!’’

‘’Bize işkence edebilir, bizi bombalayabilir ve bölgelerimizi yerle bir edebilirsiniz. Ama bunu görüyor musunuz? Ateş tutuşuyor… Ve eğer biz yanarsak… siz de bizimle birlikte yanarsınız!’’

Not: Jennifer Lawrence (Katniss Everdeen – The Hunger Games) sesiyle okuduğunuzda, size daha tanıdık gelecektir. 😊

Bu İşte Bir Yanlışlık Var

Bir distopyada en önemli an, karakterin bir yanlışlık var dediği andır. Her distopya, bir düzenin içinde sıkışıp kalmış karakterlerle başlar. Kurallar bellidir, sistem işlemektedir ve insanlar bunun dışına çıkamayacaklarını düşünerek yaşarlar. Ta ki biri, bu işte bir yanlışlık var diyene kadar. Distopyaların en kritik noktası da uyanış anıdır.

Bu an, hemen büyük bir isyan ya da devrimle sonuçlanmaz. Ama bir düşünceyle başlar. İlk adımı attıracak bir düşünce.

Distopyalar tam da bu yüzden güçlüdür. Bize bir felaket senaryosu anlatmak için değil, her felaket senaryosunun yıkılabileceğini anlatmak için yazılır. Çünkü bir kez uyanan, artık hiçbir şeyi eskisi gibi göremez. Bugün bir kişi uyanırsa, yarın yüz kişi uyanır.

Distopyalarda Bugünü Bulmak

Teknoloji geliştikçe, distopyaların yalnızca kurgu olmadığını daha net görüyoruz. Gözetim sistemlerinin yaygınlaşması, algoritmaların kararlarımızı etkileyecek noktaya gelmesi, otoriter rejimlerin güçlenmesi… Bunların hepsi distopyalarda anlatılmış konular.

1984’te Big Brother her şeyi izliyor ve bireyleri sürekli denetliyor. Bugün ise sosyal medya, yapay zeka destekli güvenlik sistemleri ve veri toplamla yöntemleriyle benzer bir gözetim altında olmayı bırakın, oldukça geleneksel bir açıdan da gözetim altındayız. Teknoloji Black Mirror’daki boyutuna ulaşırsa, neredeyse henüz dilimizden dökülmemiş, aklımızdan geçen düşünceler için bile anbean gözetim altında olabiliriz.

Biz sürekli akan içeriklerle, dikkat dağıtan reklamlarla, yalanlarla dolanlarla gerçeği görmekte zorlanıyor olabilir miyiz? Gen Z olarak adlandırılan, 18-20 yaşındaki gençler gerçeği görmekte zorlanıyor -en azından bu kuşağa yapılan eleştiriler o yönde- olsalar bile geleceklerini göremiyor oldukları konusunda oldukça ciddiler.

distopya

Peki, Biz Hangi Oku Fırlatıyoruz?

Değişim mümkün. Şimdiye kadar okuduğum her distopyada ve izlediğim her distopik filmde bunu anladım. Gerçek olabileceğini ise yıllar önce bir çift mavi gözün Samsun’a inişinde gördüm.  Katniss’in oku, Thomas’ın labirentten kaçışı, kitapların değerini fark ettikten sonra Montag’ın tüm bildiklerini sorgulaması… Hepsi bir mücadeleyi temsil ediyor.

Gerçek dünyada da adalet, özgürlük ve eşitlik için mücadele eden herkes, kendi okunu fırlatıyor. Küçük bir değişim bile büyük bir dönüşümün başlangıcı olabilir. Ya hep beraber ya hiçbirimiz.

Distopik Öneriler

Distopya ile büyüyenlerin aşina olacağı, bu türde çok fazla okuyup izlemeyenlerin ise yeni keşifleri olacak olan önerilerimizi listeledik:

distopya

Kitaplar

  1. 1984 – George Orwell
  2. Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley
  3. Fahrenheit 451 – Ray Bradbury
  4. Otomatik Portakal – Anthony Burges
  5. Damızlık Kızın Öyküsü – Margaret Atwood
  6. Çocukluğun Sonu – Arthur C. Clarke
  7. Zaman Makinası – H.G. Wells
  8. Açlık Oyunları Serisi – Suzanne Collins
  9. Uyumsuz Serisi – Veronica Roth
  10. Efsane Serisi – Marie Lu
  11. Metro Serisi – Dmitry Glukhovsky

Filmler

  1. Açlık Oyunları Serisi
  2. Uyumsuz Serisi
  3. Otomatik Portakal
  4. Snowpiercer
  5. Labirent Serisi
  6. Zamana Karşı
  7. Metropolis
  8. Children Of Men
  9. 12 Monkeys
  10. 1984
  11. Brazil
distopya

Diziler

  1. The Last of Us
  2. The Society
  3. 1983
  4. The 100
  5. The Walking Dead 
  6. Snowpiercer
İlgili Yazılar
Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir