Fransızca ‘’journal’’den gelen jurnal, Osmanlı’da asıl anlamı olan günlük yerine, ihbar ve kötüleme anlamıyla kullanıldı. Jurnalci kavramının mensupları, Cumhuriyet döneminde muhbir, ispiyoncu ve gizli tanık olarak anılmaya başlandı. Jurnalcilik, Sultan Abdülhamid döneminde hem bir kültür hem de devletin güvenlik işleyişinde etki alanını artıran bir sistem olarak yükselişe geçti. Yıldız İstihbarat Teşkilatı, Teşkilat-ı Mahsusa’ya örnek olan ve MİT’e kadar uzanan bir Türk istihbarat tarihini başlattı.

Jurnalciliği Neden Tekrar Konuşuyoruz?
Osmanlı İmparatorluğu’nda düşünceler kısık sesler ile gizli kapılar ardında, sonra da kahvehanelerde biraz daha yüksek sesle belirtilmeye başlandı. Osmanlı, sosyalleşmeyi bir nebze yasaklayabildiyse de tamamen ket vuramadı. Jurnal etmek ise bir kişi ya da grubu şikayet etmek anlamına geliyordu. Bu öyle bir kültür haline geldi ki II. Abdülhamid döneminde hafiyeler Sultan’a verdikleri jurnal sayılarıyla övünmeye başladı.
Kamuoyu kendini ve düşüncelerini sosyal medyada ifade etmeye başladığından beri, hafiyeliğin devam ettiği de yazıp çizilenler arasında. Sosyal medyada fikir, görüş belirtmenin gözaltına sürüklediği günlerde, bazı tarafların kendi düşüncesinden olmayan sesleri ihbar ettiğine de rastlanmıyor değil. Hemen hemen gezi atmosferine benzer bir politik iklimde bulunduğumuz süreç içerisinde ihbarın tarihi de önem kazandı.
Kısa Dalga’da Ayşe Hür’ün Kadim ve İstikbal Vadeden Meslek: Jurnalcilikbaşlıklı köşe yazısında, ‘’Son dönemde sosyal medyada “AKTroll” diye adlandırılan kesim, aynı zamanda “sanal devriye” adı altında bu kadim mesleği bazen gönüllü, bazen muhtemelen ücreti karşılığı ifa ediyor’’ diye yazıyor. Şu anda ise herhangi bir kesim fark etmeksizin kendi görüşünden olmayan biri rahatlıkla ifşa edilebiliyor. Bunu sanırım en çok da geçtiğimiz günlerde Saraçhane Protestolarında tutuklanan 301 genç ile gördük.
Jurnalciliği tekrar konuşuyorsak, işte, tarihi…

Jurnalcilik Tarihi
Yıldız İstihbarat Teşkilatı, Türk istihbarat teşkilatı tarihinde ilk sistemli yapı olarak karşımıza çıkıyor. Sultan Abdülhamid döneminde öne çıksa da II. Mahmud döneminde sistemleşmeye başlıyor. Kavalalı Mehmet Paşa ise buradaki mühim bir isim. Paşa Mısır’dan görevlendirdiği kişilerden ilk önce haftada bir, ardından her gün rapor istiyor. Sultan II. Abdülhamid ise Kavalalı’nın bu icadını çok beğeniyor. Hatta jurnal usulüne dair bir talimatname de yayınlanıyor.
Jurnalciliğin bu dönemde halktan bilgi edinmek ve ona göre politikalarını düzenlemek mi, yoksa devlete, sultana, düzene karşı gelenleri cezalandırmak için mi olduğunu bilecek bir veriye sahip olmadığımızı söylüyor Ayşe Hür. Fakat Abdülmecid’in ilk dört yılına ait jurnalleri inceleyen Cengiz Kırlı’nın aktardığında göre, bu jurnaller daha çok gündelik konuşmaların fotoğraf kareleri gibiymiş. Belirli bir grubun üzerine odaklanmaktan ziyade, daha geniş bir kamuoyunun nabzı tutulmuş.
Abdülaziz döneminde jurnalciler artık memuriyet kapsamında ortaya çıkıyor. Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’nın gönderdiği talimatnamelerde, Anadolu’nun üç kolu için memur görevlendirildiği ve her bir ya da iki ayda birbirlerinin ardından Anadolu’yu dolaşarak ülke ve halk ile ilgili jurnallerini vermeleri istendiği yer alıyor.

Yıldız İstihbarat Teşkilatı
II. Abdülhamid, 31 Ağustos 1876’da tahta geçtiğinde, kendini Bosna-Herkes ayaklanması, Karadağ yenilgisi, Rusya’nın Osmanlı’ya açtığı savaş, Ali Suavi’nin darbe teşebbüsleri gibi sorunların tam ortasında buldu. Yıldız Sarayı’na kapanmasını ise ‘’Dış ve iç tehlikelere karşı gereken tedbirleri almak korkaklık alameti değil, insanlık icabıdır’’ şeklinde açıkladı. Sonra da sarayından tüm ülkeyi kontrol edebileceği jurnalcilik işini ciddi bir sistem olarak ele aldı.
Yıldız İstihbarat Teşkilatı, ya da Yıldız Hafiye Teşkilatı kağıt üzerinde bir örgütlenme. II. Abdülhamid döneminde ait jurnaller birinci elden okunarak tasnif edilmediği için bu konuya dair yorumlamalar ancak ikincil ve üçüncül kaynaklara dayalı olarak yapılabiliyor. Çünkü tüm bu jurnal işi, Sultan, Sultan’ın adamları ve jurnalciler arasında geçiyor.
Doğrudan padişaha rapor veren Kabasakal Mehmet Paşa Takımı, Fehim Paşa Takımı, Askeri Mektepler Müfettişi İsmail Paşa Takımı gibi çeşitli örgütlenmeler var. Örgütlerin birbirinden bağımsız ve rekabet halinde çalıştığını belirtiyor Ayşe Hür.
Jurnalcilerin tam sayını bilmek imkansız. Toplamda 23 merkez ve bu merkezlerde 990 hafiyenin adı geçen risale bulunuyor. Sayı meçhul olsa da hemen hemen tüm kaynaklarda adı bulunan yüksek devlet görevlileri ile önemli gazeteciler de var.

Tarihten Bir Jurnal Örneği: Gedikpaşa Tiyatrosu
1859’dan itibaren İstanbul’a gelmeye başlayan Souiller Sirki için yapılan Gedikpaşa Tiyatrosu 1864’te Maslak’a taşındı. Bu tarihten itibaren Ermeni sanatçılar olan Hovan Kasparyan ve Karabet Papazyan topluluğunun yaptığı sözlü sözsüz pandomim gösterileri için kullanılmaya başlandı.
Ahmet Mithat Efendi’nin Çengi ve Çerkez Özdenleri adlı tiyatro oyununun ahlaka aykırı bulunduğu ve hanedana karşı halkı ayaklanmaya teşvik etme konusunda sözler yer aldığı konusundaki yazılan jurnaller, Gedikpaşa Tiyatrosu’nun 400 belediye çavuşu ile 1884 yılının bir gecesinde yıkılmasına neden oldu.
Jurnalleri görevlendirilen hafiyeler toplardı. Yazılı ve mühürlü olarak saraya takdim edilen jurnallerin arasından okunmaya ve dikkate almaya değer olanları Sultan II. Abdülhamid kendi seçer ve araştırılmak üzere mabeyne gönderirdi. Jurnal etmenin kültür halini almasına karşın jurnallerin çoğu okunmazdı. Sultan Abdülhamid’e darbe yapılıp Yıldız Sarayı yağmalandığında, sarayda hiç açılmamış yüzlerce jurnal bulundu.

Nitekim, II. Meşrutiyetin ilanını sağlayan İttihat ve Terakki, Yıldız İstihbarat Teşkilatı’nı ortadan kaldırmak için bakanlar kurulu ile birlikte harekete geçti. 29 Temmuz 1908’deki kararnameyle teşkilatın faaliyetlerine son verildi.
Tam da bu zamanda, 1908’de İzmir’de yayın hayatına başlayan mizahi gazete Edeb Ya Hu’da da jurnalciliğe dem vurulur.
10. sayıda yer alan “İnsaf Yahu” başlıklı yazıda, bazı gazetecilerin, devlet görevinde bulunmuş Vali Rauf Paşa hakkında açıkça yazılar yazarak, kendi yakınlarını kamu görevlerine getirme çabası eleştirilir. II. Meşrutiyet döneminde jurnalcilik yerine gazeteciliğin geçtiği belirtilir ve Eşref’in bu durumu yansıtan bir kıtasına yer verilir.
Olmadık gitti bu âlemde belâdan hâlî
Bizce yok mu acabâ kurtuluşun imkânı
Eskiden korkar idik nerde hafiyye görsek
Korkutur milleti şimdi gazete erkânı
İspiyon, muhbircilik vb. kavramlara baktığımızda en küçük sosyal grubun içerisinde bile olduğunu görmek mümkünken, bir devlet aracı olarak kullanılmaması düşüncesi imkansız. Bizim amacımız ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez’’ cümlesini her daim hatırlamak ve kulağımıza küpe etmek.
Ayşe Hür ile Tarihin Öteki Yüzü’nde Teşkilat-ı Kadime: Hafiyeler, jurnalciler ve sansürkonusu oldukça başarılı bir şekilde işlenmiş. Detaylı bilgi isteyenler için öneri niteliğindedir.














