16. ve 17. yüzyıllarda farklı sebeplerle ortaya çıkan 3 isyandan bahsedilir: Celali İsyanları, Yeniçeri İsyanları ve Suhte İsyanları.
Celali ve Suhte İsyanları genellikle birbirine karıştırılır. Suhte İsyanları, Celali ayaklanmalarının içerisinde gibi görünür, belki de gösterilir. Neredeyse 100 yıl süren bu isyanın çıkış noktasını okuduğunuzda, size tanıdık gelmesi kuvvetle muhtemeldir.
Suhte İsyanları, medreseli isyanı olarak da adlandırılır. Kısaca, medrese mezunlarının yerine kayırma ile ulema oğullarının devlet kademelerine gelmesi, eğitim ve öğretimin temelinde iman esaslarının yer alması ve aşağıda sayacağımız birkaç sebeple daha birlikte iş bulamayan medrese talebelerinin başlattığı bir isyandır. Daha uzunu ise geçmişten günümüze eğitimde kalitesizlik, torpil ve mülakat gibi aşina olduğunuz şeyler.

Suhte İsyanları Nedir?
Suhte İsyanlarının temeli eğitim olsa da, aynı zamanda sosyo-ekonomik dönüşümler de önemli nedenler arasında sayılmaktadır.
Medreseler, devletin elit kadrolarını yetiştiren eğitim kurumları olarak bilinir. Fakat 16. yüzyılda klasik medrese eğitim sisteminin bozulması ile baş gösteren işsizlik, Suhte İsyanlarının kıvılcımı olmuştur. Ayaklanmalar Anadolu’da ve Rumeli’de -Gümülcine ve Edirne ile İstanbul arasında- daha çok bölgesel olarak görülmüştür. Türk medreselerinde çıkan ayaklanmaların yine Türk öğrenciler arasında yayılması, bu isyanın milli bir karakter taşıdığını anlatmaktadır.
Osmanlı medreseleri, orada öğrenim görenler için yeme, içme ve barınma gibi ihtiyaçları karşılayan ve vakıflarınca belirli miktarda burs veren avantajlara sahipti. Bu cazip eğitim ise mezuniyet sonrasında devlet kademeleri veya dini kurumlara iş kapısı açardı.
Yazar Mithat Baş’a göre, Suhte İsyanlarının daha iyi anlaşılabilmesi, medreselerdeki eğitim ve kadronun değişimi başta olmak üzere, sosyal yapı ve devlet memurları arasındaki statü kavgasına yakından bakmayı da içermektedir. Bu isyanlar, günümüzde atanamayan öğretmenler ve genç işsizliği anlamanın da tarihi bir yolu gibidir.

Suhte İsyanlarının Nedenleri
16. ve 17. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu için her açıdan zorlu yıllardı. Medreselerde de hoşnutsuzluk başlamıştı. Bilimin temelinde iman esaslarının görülmesi ve özgür düşüncenin baskılanması toplumsal kutuplaşma üzerinde etkili olmuştur. Medreselerde pozitif bilimlerin yasaklanmış olması kurumların bozulmasına yol açmıştır.
Batı’daki bilimsel gelişmeler iman esaslarına uygun olmaması sebebiyle takip edilmemiş, eğitim ve öğretim gerilemeye başlasa dahi o zaman içerisinde durumun vahameti hemen anlaşılamamıştır.
Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır başta olmak üzere Arap bölgelerinden Anadolu’nun çeşitli yerlerine Sadad-ı İzam adı verilen hocalar getirilmiştir. Geleneksel Anadolu Müslümanlığı yerini Arap örfünden beslenen yeni bir İslam anlayışına bırakmıştır.
Suhte İsyanları genellikle Celali İsyanları ile karıştırılır. Yazar Mithat Baş’a göre, Celali İsyanlarının bahane edilerek Suhte İsyanlarının görmezden gelinmesine ve bazı elim olayların Suhteler tarafından gerçekleştirildiği iddiaları, sonuçlarını günümüzde de gördüğümüz Seküler Türkler ile Sünni İslam anlayışı çatışmalarının köklenmesine neden olmuştur.
İmparatorluğun ilk yıllarında medrese mezunları, günümüz staj sürecine benzer bir şekilde, az sayıdaki müderrislik kadrolarına atanabilmek için lüzumlululuk usulüne göre bir bekleme döneminden geçmiştir. Fakat zaman içerisinde bu dönem kötüye kullanılmış ve müderris olmak için medrese şartı aranmaz olmuştur. Devlet adamları ve müderrislerin oğullarına henüz çocukken verilen müderris unvanı, onları bir medresede görevli gösterip geçimlerini sağlamıştır.
Ulema oğullarına tanınan imtiyazların artışı, itirazlara neden olsa da etkili bir sonuç yaratmamıştır. Ulema oğullarının giderek genişleyen ayrıcalıkları, bilgi ve hak edişlerine bakmadan yer işgal etmelerini sağlamıştır.

Suhte İsyanlarının sebepleri arasında sadece kayırma değil, değişen sosyal yapı da gösterilebilir. Toprak üretimi ürünleri geleneksel yaşam tarzını desteklemeye yetmedikçe, köyden kentlere yeni işsiz-güçsüz toplulukların akın etmesine sebep olmuştur.
Suhte İsyanlarında etkili olan bir diğer faktör ise devlet memurları arasındaki statü kavgası olmuştur. Herkesin birbiriyle olan sorunu, yine herkesin belirli bir tarafla birleşmesini sağlamıştır. Giderek halkı da içine alan isyan, sosyal bir buhran yaratmaya doğru ilerlemiştir. 16.yüzyılın sonlarında olaylar büyürken, merkezi otorite de yeterince sorumlu davranamamıştır.
Suhte İsyanları Sonuçları
Toplumsal ayaklanmalar genişleyip büyüdüğünde artık kontrol edilemez bir hal almaktadır. Haklı haksız kim ayırt edilemez. Eğer ayaklanmanın tek bir merkezi yoksa, doğruyu ve haklıyı seçmek zorlaşır. Suhtelerin de kendilerini ele verenlere karşı intikam için harekete geçtikleri söylenir. Akla hayale gelmeyecek türden işkence, soygun ve zulümde bulundukları bilinmektedir.
Oldukça kanlı olan isyan sürecinde, Suhte hareketlerinin hepsinin medrese talebeleri tarafından çıkartılmadığı, bazılarının -Celali isyanları- suhte adıyla hareket ettikleri bazı belgelerde yer almaktadır. Tam da bu sebeple isyan yılları içerisinde gasp, soygun ve ahlak dışı hareketlerde kimlerin bulunduğu karışıklık göstermektedir.
Not: Merkezi otoritenin isyanlar üzerinde etkili olamamasının en büyük sebebi, Bayezid ve II. Selim’in taht kavgaları, Osmanlı-İran ve Avusturya savaşları ve Celali İsyanlarıdır.
Kadroların dolmasıyla mezun olsa dahi iş bulamayan medrese talebelerinin hepsi olmasa da büyük bir çoğunluğu tabir-i caiz ise haydut çetelere dönüşmüştür. Anadolu’daki küçük yerel medreseler ortadan kaldırılmıştır. Yüksek eğitim, merkezi olarak İmparatorluğun üç büyük başkentinde; İstanbul, Bursa ve Edirne’de yoğunlaşmıştır.

Bugün, bizlerin sonucu görmesi ve günümüzle ilişkilendirmesi hiç zor değil. Mezun olsalar dahi iş bulamayan, bu nedenle de sosyal düzende bir yer edinemeyip görev alamayan suhteler, alternatif bir geçim kapısı olarak suça yönelmişlerdir. Ayrıca ayaklanmalara katılan birçok talebe de isyana katılan ve başıbozuk leventler ile çiftbozanlar olarak adlandırılan diğer kişiler tarafından da kışkırtılıp tahrik edilmişlerdir. Bu da bizlere suça teşviğin her daim sözlü ve direkt olmadığını göstermektedir.
Tek bir yapının ya da kurumun bozulması, yalnızca o alanla sınırlı kalmaz; toplumsal dokunun tamamına sirayet eden bir çözülmeyi beraberinde getirir. Gençlerin sisteme tutunamaması, kendilerine meşru bir yer bulamaması yalnızca bireysel bir başarısızlık değil, toplumsal bir alarmdır.
Bugün de adaletsizlik ve eşitsizliklerin biriktiği her yapı, potansiyel bir kırılma noktası haline gelmektedir. Suça yönelme, başkaldırı ya da umutsuzluk artık bireysel tercihler değil; sistemin ürettiği kaçınılmaz sonuçlardır.
Göz Atabilecekleriniz: Distopyaların Fısıldadığı Gerçek: Ateş Hala Yanıyor







